KÜÇÜKPAŞA KÖYÜNÜN GEÇMİŞİ
Küçükpaşa Köyünün geçmişi dediğimizde, köyün tarihi geçmişinden değil de, rivayetlerden köy halkının büyüklerinden duyduklarımızı anlatmaya, onları kayda geçirme çabası içinde olacağız. Hatta köyümüze yerleşmiş olanların yapısına bakarak yorumlarda bulunacağız.

Önce köyümüzün adının, nereden geldiğine bakacak olursak; köyümüzün Osmanlıca adının Paşa-i Sagir olduğu ve büyük olasılıkla Cumhuriyetin ilk yıllarında değiştiği izlenimini alırız. Çünkü Paşa-i Sâgir; bugünkü Türkçe ile “Küçükpaşa” demektir. Bu “küçükpaşa’lık” nereden geliyor dersek, onu da buralarda ikamet etmiş olan iki veya üç paşadan almış oldukları rivayet ediliyor: Bunlardan biri Büyükpaşa (Paşa-i Kebir)’da, diğeride köyümüzde oturmaktadır. Büyükpaşa’da oturanın rütbesi Küçükpaşa’da oturanın rütbesinden büyüktür. Köyümüzde oturan Paşa’nın evi veya konağı, köyümüzün şu an caminin bulunduğu merkezi durumunda olan meydanın kenarında, büyük olasılıkla Ese Dede diye tanıdığımız kişinin oğlu İsa Özdamar’ın soyundan olan kişilerin oturduğu alan ile Muharrem Sinir’in soyunun oturduğu alanın dere tarafı diye biliniyor. Şu anda Selahattin Erdinç’e ait bulunan ev civarının da bataklık olduğu söylentisi var.


Yukarıda bahsedilen bölgede 70’li yıllarda yapılan kanal kazısı sırasında çıkan büyük taşların o evlerin duvar veya temel taşları olduğu varsayılmıştı. Bu evlerin çatılarının dışarıya uzantılarının; gandalıkların fazla uzun olması da, köyde başıboş dışarıda yatmak durumunda olan sığırların hava muhalefetinden korunmak, saklanmak için sığındıkları yerler olarak tarif ediliyor.  Bununla beraber şu anda yıkılmış, yeri alan olarak kalmış bulunan köy çeşmesinin de bu paşalar zamanında yapılmış olduğu söyleniyor. Kaynaktan getirilen suyun, künklerle köye ulaşması için, yüksek olan Çıbanlı Alat (ahlat)tan geçer iken tünel kazılarak geçildiği de bize söylenenler arasındadır. İşte bu çeşmeden alınan su paşaların evlerinin altkatlarına getirilerek kullanılıyordu. Hatta bu çeşmeyi yapan ustanın uzun boylu olduğu ve Pazarköy’de (bugünkü Çan’da) oturduğu söyleniyor. Bu usta hamamda yıkanırken hamamı basan yunanlıların “Bu adam gereğinden fazla uzun, bundan ikitane adam çıkar” deyip kestikleri söyleniyor. Köyümüze yerleşip iskân tutan kişilerin başında paşaların olduğuna bir kanıtta; bunlara hizmet eden ve Afrika kökenli oldukları varsayılan Kara Üsîn (Kara Hüseyin) lakabıyla tanınan Hüseyin Karademir sülalesi olduğu da bizlere ulaşan bilgilerdir. Evlerinin de bahsedilen Paşaların oturduğu evlerine yakın olması bunu destekler biçimdedir.


Köye yapılan yerleşmeler, paşalarla bağlantısı ve bu kişilerin etrafında daha emniyetli olunması, buraya yerleşen ve hayvancılıkla geçinen kişilerin güvenliği açısından daha elverişlidir. Yerleşim yeri, hem düz alana yakınlığı, hem de dağlık, bayırlık alana yakınlığı, iki alan arasında yaşama elverişli alanı seçen Yörüklerin kurduğu bir köydür. Hayvancılıkla uğraşan köylülerin, hayvanlarını otlatırken ve akşamları geceleyecekleri yerlere döner iken muhakkak su bulunan bir yerden geçmesi de tercih sebeplerindendir. Hemen hemen sürekli su bulunan dereler hayvan yolları üzerinde vardır. Bu Küçükpaşa Köyüne atfedilen “göçmen köyüdür” olgusunu yok etmek için sebeplerden biridir. Çünkü bir yerlerde oturan bazı kişilerin oturdukları yerden hiçbir dayanağı olmayan varsayımlarla köyümüze göçmen köyüdür demesine sebep olmaktadır. Köyümüzde 93 göçmeni sadece bir aile vardır; o da Abdullahlar Sülalesi (Abdullah Erdinç) diye bilinir ki onlar da köyümüze başka bir köyden gelmişlerdir. Köyün esas sakinleri hayvancılıkla geçinen Yörüklerdir.

50’li yıllardan önceleri derme çatma evlerde oturan köy halkı 50’li ve sonraki yıllarda köy civarında çıkarılan taşlardan yapılan görece daha gösterişli evlerde oturmaya başlamışlardır. Hanay ev denilen bu yapılarda giriş katında bir otuma odası, bir mutfak ve kiler ile ikinci katta yatak odaları olarak kullanılan alanlar ile geniş ve uzun bir salon bulunmaktadır.
Köyümüze ulaşım; şimdi kullanılan yollardan önce, Büyükpaşa tarafına, köy deresinin devamı olan "Kâlar deresinden gidildiğinden bahsedilir; Uzunalan tarafına ise Mehmetağaların Gönük tarlasının altından geçen ve halâ kullanılabilen yoldan gidilirmiş. Tepe ve Hurma Köylerine ise bilinen ve çay boyunu takip eden yollar halâ kullanılabilir.

 



Hüseyin BAYRAM

(Arkadaşlar; bu yazı bu sayfalarda daha önce yayımlandı: Fakat sonradan hatırladığım, bildiğim bir kaç kısa konuyu da ilave ettim, okumayanlara, tekrar hatırlamak isteyenlere... Sizler hatırladıkça ve hatırlattıkça devam edebiliriz...)